10 Şubat 2009 Salı

turuncu


okulun en güzel kızı olmadım hiç, sınıfın da. ya da en havalısı, en populeri, en çok dedikodusu yapılanı falan.. benim kulvarım ayrıydı, uzun düz saçlarını rüzgara savuran kızların karşısında durmadım.


eğlendim ben, eğlendirdim de. üç pas atabilmek için soluk soluğa bahçeye koştum, kantinde sıraya girmeden karışık alabilmenin yöntemlerini buldum, merdivenlerden seke seke düştüm, defalarca burktuğum ayağımla kucaklarda sağlık ocağına kaldırıldım, kavga ettim, ayırdım da zaman zaman. saatlerce oturup merdivenlerde sohbet ettim, okulu astım, kahveye kaçtım, pencere önünde dedikodu yaptım. masa üstünde bozuk parayla maç yaptım, arka bahçede papatya falı baktım, en pis şakaları yaptım, bana yapılanlara en çok kendim güldüm.


kızların o meşhur hatıra kutularından bende de var. benimki biraz farklı ama. efes pilsen sponsorluğunda oluşturulmuş izlenimi yaratıyor ilk bakışta, bira etiketlerinin arkalarında isimler, imzalar... şişe kapaklarında yazan tarihler, şarap mantarları, konser biletleri, kokteyl karıştırıcıları, pasta mumları, bir tutam çimen bile var... sonra kuru çiçekler çıkıyor diplerden, kurtarıyor durumu biraz. en altta da kağıt parçaları; bir gazete kenarına yazılmış iki satır şarkı sözü, çizilerek verilmiş tarifler, kesilmiş fotoğraf parçaları, kuru papatyalar sonra...diplere indikçe zaman geriye akıyor, liseden bir kağıt geliyor elime.


lisede çok sevdiğim bir arkadaşımdan; koridorlarda itişe itişe yürürken yıllar önce şimdi yıllardır görüşememenin üzüntüsünü çektiğim. her günü beraber geçirmenin verdiği alışkanlıkla, yanılgıyla belki de biraz da, ama en güzeli asla unutulmayacak kadar güzel bir heyecanla yazdığı şarkının sözleri, hala okuyunca beni çok mutlu eden son satır... tekrar okur okumaz hemen bir word açıp yazdım şiiri, bi yerlerde şarkının kaydı da vardı onu aradım sonra. volkanı yakaladım nette, yazabilir miyim bununla ilgili bir kaç şey dedim, hatırlayamadı şarkının sözlerini. yolladım ona da, özür diledi benden " bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum" diye.. çok güzeldi aslında, mektup yazıldığında, şarkı dinletildiğinde tam o gün orda güzeldi, şimdi güzel olması gerekmez. şimdi güzel olan bira kapakları arasından çıkması, yüzümü güldürmesiydi. güzel olan lisedeki o kısa saçlı turuncu kafalı kızın o şarkıda kendini görmesiydi. şarkıların sadece saçlarını rüzgara savuran kızlara değil, burktuğu bilekleriyle seke seke tenefüste voleybol oynamaya koşan turuncu kafalı kızlara da yazılmasıydı güzel olan.


ve çözdüğü testin iki şıkkı arasında kafasını kaldıran bir çocuğun, "gördüğüm her şey dünyamda turuncu.." diyecek kadar temiz olmasıydı.


...

ağladım her yağmurda

durdum, sustum ben en sonunda

ve gördüm her şey dünyamda turuncu...



işte kırmızı balık da burdan geliyor.. bir şarkının iki kelimesinde kendini arayan bu kızın bazen oralarda bi yerlerde kendini bulmasından. pilli bebek şarkının adını berrak koyuyor, o bira etiketinin arkasına adını "kırmızı balık" diye yazıyor. çocuk işte, hayatını küçücük bir kutunun içinde saklıyor!


1 yorum:

Gökhan dedi ki...

popülel olmanın hiç iyi yanı yok bence... senin yaşadığın lise hayatı en popülel kızı bile kıskandıracak tarzda... delice ve hayat dolu... Yaşamdan zevk alırcasına.. takdir ettim seni :))