19 Şubat 2009 Perşembe

hey!durun!




yere bakarak dönüyorum, uçuşan kırmızı etekten ayaklarımı görmeye çalışarak. kırmızı babet aradım bu elbisenin altına bir zaman.. bulamadım henüz, ama ben ayaklarımda kırmızı babetler görüyorum. oz büyücüsündeki dorothy'nin ayakkabıları gibi, kırmızı ve parlak. belki şebnem ferah'ın ayakkabıları da böyleydi, "kırmızı rugan ayakkabı"ları. siz durun, ben dönerim!

filmlerdeki kırmızı elbiseli ya da kırmızı paltolu o küçük kızlar gibiyim, kahramanların arkasından geçiyorum gidiyorum. dikkatinizi çekiyorum evet, gözünüz takılıyor. ama önemsiz bir ayrıntı bu, aslında oyun benim çok önümde oynanıyor.

oysa geçen gün doğduğum günü yazdım sitenin birine ve bana "dünyanın senin etrafında döndüğünü zannediyorsun, öyle olmadığını anladığında da depresyona giriyorsun" dedi. kimse dönmesin benim çevremde durun, ben dönerim! filmlerdeki karpuz kollu, kocaman uçuşan etekli elbiseler içinde dansederek dönen kızlar gibi, ben dönerim siz durun.

çünkü zaman ben döndükçe akar. aksiliklerin, kötülüklerin, yalanların ve çekişmelerin sabitliğinde, ben kendimi tek değişken yaptım. ben dönüyorum ve baktığım yerden onlar zaman zaman görünüp zaman zaman eteklerimin altında kalıyorlar. ben döndükçe eteğimdeki çiçekler arasından görüyorum asık suratları, ve işte gerçek o zaman kaldırılabilir oluyor. elimden yakalayıp "başın dönecek" diyerek durdurmaya çalışmayın beni sakın. siz durun çakıldığınız yerde, ben dönerim!

yıllar önce okuduğum bir kitapta dansederek insanları peşinden sürükleyen josephine olmak istemiyorum artık. josephine bir ölü! ben sahnedeki coşkunun veya sahnedeki hüznün arkasından geçip giden o kızım. benim derdim sahnedeki oyunla değil, benim derdim eteğimin ucundan görünen ayakkabılarımla. ve ben kanlı canlı ordayım, gözünüze takıldığım yerde. siz durun ben dönerim, çünkü zaman ben döndükçe akar!!

Hiç yorum yok: